Korku boğumu
kobalttan da serttir, hüdadan izinsiz zarar vermez kimseye, izinsiz eğilip
bükülmez hele de senin gibi bir inciye…
Koşmak ister canım ama sadece bacağın kırıkken.
Sevmek ister canım ama sadece sen yokken. Böyle bir mantık ile nasıl beraber
olacağız biz yan yana gelip nasıl fotoğraflar çekileceğiz, Nasıl olacak da sen
kahve içerken ben soda isteyeceğim garsondan. Her defasında minimum yarım saat
geç gelip sonra gönlünü alabilecek miyim bir daha. Akşamları 9:30’da yürüyüşe çıktığında
nasıl olacak da yanına geleyim mi? diye mesaj atacağım sana. Artık ilk derse
nasıl yetişeceğim ben, hala ilk derse yetiştiğim için gazoz ısmarlayacak mısın
bana...
Hadi beni hallederim bir şekilde sen ne yapacaksın, Kar yağdığında burnun
kızarıp gözlerin her zamankinden daha yeşil olacak mı mesela. Sevgili olduğumuz
için en yakın arkadaşının yanında bile çekinebilecek misin, kıpkırmızı olacak
mı yanakların. 24 ağustosu dinleyebilecek misin bir daha. Ben yine espri yapıp
sen hariç herkesi kahkahaya boğduğumda nasıl olacak da bana sinirli keskin bir
bakış atacaksın şimdi. Sen bana nasıl sinirleneceksin ki, aslında ben seni
nasıl sinirlendireceğimde sms den kavga edeceğiz bir daha. Uyumak istediğimde
nasıl olacak da izin vermeyeceksin. Hangi hakla derler mesela, Neyisin derler
hatta sen kimsin bile derler. Hiçbir şey diyemezsin…
Zaten büyüdük artık, işimiz gücümüz
var, hiç vaktimiz yok gazoz içmeye, mesajlaşmaya yada birbirimizi sevmeye.
Günde bir dokuz dakika kadar birbirimizi hatırlasak yeter, artar bile. Çünkü
kalbim kurudu benim. Kan akmıyor artık en son senin kullandığın gibi duruyor
pıhtı oldu orası.
Neyse dokuz
dakika doldu…
Görüşürüz
yarın,