24 Temmuz 2018 Salı

20 YAŞINDAYIM


                          Abim olacak kadar renkli değilsin yada kardeşim olacak kadar karanlık. Belki dengim olacak kadar karmaşıksın. Fıtratında sanılan kadar basit değiliz çünkü mesaiye kalıp her günümde sizden daha fazla düşünüyorum, düşünülmesi güç vukaatlerin en oryantalini. Yanlış yaptığımı düşünenler bence bu yaptığımı hiçbir zaman yapmamış yada yapmayacak insanlar. alkol gibi bir şey bu, içmeden çaktıramazsın müptezelliğini. Neden yaşadığını, seni buna neyin zorladığı, en önemli kavramını, saatin kaç olduğunu yada senin saatinin kaç olduğunu sorgula arada sırada. Karşına çıkan seçeneklere bak. bozulan moraline zaman ayır. Niye bozuldu mesela. Çözüm ara bulamasan bile çabaladım en azında de, ki zaten başkalarının sorunlarını değil de gerçekten kendi pisliğini sorgularsan kesinlikle temizlik bağımlısı olacaksın. Bazen 20 yaşın verdiği dengesizlikle düşüncelerimi saptırıp ister istemez pisliklerimi sorgularken benim bir pislik olmamda düşüncelerimin hala oturmamış olduğunu gösteriyor diye umut ediyorum yoksa düşünen bir varlık neden düşüncesiz davranıp insanları mağdur edecek kadar mahcubiyete sadık kalabilir ki?
                  Mesela, yeterince güzel vakit geçiremiyorum çünkü bunun için vaktim yok, vakit ayıracak olsam bunun için nakitim yok, vaktimi bozdurup nakit yapmalıyım, e bunu yaparsan vaktimi iyi değerlendiremiyorum, yani yeterli nakit için vaktim, yeterli vakit içinde nakitim yok. Bu cümleyi 20 yaşında yeni bir bireyden, birçok şey için daha yeni söz sahibi olmuş bir kişiden duyabilirsin 40 yaşında bir holding amirinden değil. düşünmek. yazmak. çizmek para etmiyor vaktini verirsen parasını alırsın. düşünmek suç değil fakat icraatı büyük bir suç. Çünkü düşünme esnasında bir sınırımız yok, dur diyen yok hani, her ne kadar özgürsek de bir o kadar görgüsüzüz. Büyük adamlar küçüklük fotoğraflarını azcık ucundan gösterseler bize, emin olun biz kokusuyla bile açlığımızı gideririz. Yalnız bir düşünmeye başlarsak, başka bir gezegende, daha marjinal bir isimle, büyük adamların dünyasını çiftlik yapar etinin, sütünün ticaretine başlarız. Çünkü benim dengim sizden daha görgüsüz. Bilincinin farkında değil ve böyle bir sorgulayıcı güce sahipken hayal gücü tıfıl sıska veya hareket edemeyecek kadar şişman. İkisinin de pozitifini aynı kareye sığdıranların isimlerini bilmiyoruz zaten, çünkü aynadaki görüntüleri legal değil.
                Büyük ihtimalle 20 yaşında olmak 40 yaşında olmaktan daha kolay değil fakat daha zevkli…
               Ve kafamızın içini yönlendirip hareket ettiremezsin çünkü kafamız sizinkinden daha kalın ve daha keskin...



28 Haziran 2018 Perşembe

NARARARAR


   Birçok şeyi hatırlamıyorum ben, biliyorsun ki nararararara.  Bu şehri benle bağdaştıracak kadar ne yaşadık ki?
İnşallah bundan sonraki hayatında kendini kendi iradenle ilgili yerlere yönlendirirsin. Üniversite için belki istenilen yerde olursun herhangi birinin hatasından dolayı kendini cezalandırman da senin yapmış olduğun bir hata değil mi? Bu hatayı ikinci kez yapmayacak kadar zekisin sen…
BURADAN KONUŞULACAK ŞEYLER DEĞİL BUNLAR BAŞKA BİR MECRADAN TARTIŞALIM ÇÜNKÜ YETERİNCE AÇIK KONUŞAMIYORUM BEN, NE SEN BENİ ANLIYORSUN NE DE BEN SENİ…

23 Haziran 2018 Cumartesi

HİÇ KİMSE İYİ DEĞİLDİR


               Sen beni çok yanlış anlamışsın…
             Ben, kimse iyi değildir demiştim zaten ve çok da önemli bir şey olmadığını savunuyorum. Kötüysen sen kötüsün iyiysen sen iyisin.
Vicdanım ile dedikodu yaparken böyle bir kanıyı yeşillendirdi tecrübelerim. Şimdi gelip birisi su vermememi söylese sence solacak mı yeşillerim? Yada boy atıp balkonuna kadar uzayacak mı? 
Hiçbir şey olmayacak, benim tarafımdan uygulanmayacak yani. Çünkü bunları söyleyen ziraat mühendisi, çiftçi veya peyzaj mimarı değil bundan dolayı da aynı şekilde aynı aralıklarla sulamaya devam edeceğim. Eğer ki bu konuda bir uzmanlıkları olsaydı bunu bana söylemezlerdi ki benden para almamışlarsa.
Ben seni ne diye üzebilirim ne yaptım mesela? nasıl yaptım? neden yapayım? bir sor kendine, ben yanıt alamadım kendimden. Ne olup bittiyse bu benim değil senin kararlarınla belirlendi istersen dön bir bak geçmişe yada boş ver geleceği değişimin hakkında bilgilendir. Artık geçmiş oldu, bu saatten sonra senin adına gelecek olanlar israf olmasın.
Demişsin ki ’’herkes gülerken ben mutluymuş gibi davranmak zorunda kaldım’’ Peki neden? Mutlu değilsen mutlu değilmiş gibi davranmalısın bunu birilerinden saklamana gerek yok çünkü başkaları için hiçbir anlam ifade etmiyor.
Birde senin olan hiçbir şeyden nefret etme kendini sev, sev ki bende seveyim, o da sevsin, bu da sevsin. İmrendiğin cafedeki insanların güzel hayatı da şans değil tecrübe. Tahmin ediyorum ileride iyi olmadığının farkına varıp o yalnız masada değil de imrendiğin masada olacaksın.
Kötü insanlar kendini daha çok severler…



9 Haziran 2018 Cumartesi

SÖYLEYECEK BİRŞEYİM VAR


Şimdi ne demeliyim ki.
           Kimsenin duygularını merak etmiyorum desem sen üzüleceksin, çok güzelsin ve bende seni desem yalan söylemiş olacağım.
        Tamam güzelsin ama çok da önemli değil bu. Zekisin ve inan buda önemli değil. Önemli olan benim. Egoist miyim? Olabilir evet. Öyle algılanabilir yada gerçekten öyleyim.
Demiştim ya çok iyisin diye. Maalesef ki hiç kimse iyi değil. Bunu yeni öğrendim, senden sonra öğrettiler, mecbur bir bilgi diye soktular beynime. İşime yaramayacağını düşünerek öğrendiğim bu bilgi gerçekten çok önemliymiş, sende öğren bunu. Derdim tasam da yok beni merak etme üzülürüm. Ev falan hayal edilmiş hobi odalı balkonlu bilmemneli, kentsel dönüşüm zımbırtısıyla daha da güzelleşecekmiş oralar. Dönüşüm olayı baya trajikomik bir olay, her ne kadar acıklıda olsa sonunda herkesi güldürüyor. Evimiz yıkılsa da karşılığında başka bir ev için sana belli bir meblağ ödeniyor. Herkes mutlu e sende mutlusun başka ne isterim ki…
               Aslında aşık olmak da değil bizimkisi, vaktimizi iyi değerlendirmek gibi bir şey. Saçma sapan duygularımı son kez kullanacağım ben. Artık oda hayırlısına.
Geç cevap vermenle sana sinirlenip seni engellemem aynı şey bence.
Saygı duyuyorum tabi sana yanlış anlamana karşı çıkarım her vakit, takdir edersin ki olaylar çok mu çok garip. En fazla bunları diyebilirim sana daha fazlasına hem benim gönlüm razı olmaz hem de sen hak etmezsin. Cevabın varsa bekliyorum yoksa da sen yaz bir şeyler ben okumaya devam edeceğim tanıdığım birinin yazıları,Özelden yazışsaydık daha da net anlaşırdık eminim bundan
görüşürüz …

30 Mayıs 2018 Çarşamba

SAÇMALAMA



Ne güzeliz bir bilseniz…
       
              Sen benden güzelsin, ben senden güzellerin sevgilisiyim. Sürekli birileriyle yarış içindeyim. Gel karşıma yarışalım. Konu ne olursa olsun yarış benimle. Kazanamayacağım savaşa girmem ama bana mecbur kılınan savaşı hep kazanırım. Bu yüzdendir ortadaki savaşa girmeme gibi bir lüksüm yok, yani ortada bir savaş varsa bu bana mecbur kılınmış oluyor zaten. Sen ne dersen de ben bildiğimi okurum gibi bir şey bu. Biliyorsan neden okuyorsun? Artık yazmaya başlamalısın mesela derdini, artını, bildiklerini ve sevdiklerini yaz. Bildiğinden emin değilsen ve bilmediğini de kesinlikle kabul etmiyorsan bilinçaltından tüyolar ver, hayal gücünün çalışma ortamından bahset, ne biliyim kafandaki eksik tahtalara birer isim ver. Yapamıyorsan eğer bilmediklerini oku artık.

Sana önerilerim değil bunlar, kesinlik hiç umurumda değilsin. Bilinçaltım veya eksik tahtalarım yada beni tatmin edebilecek bildiklerim…

                Hiç biriniz mutlu değilsiniz çünkü dünyaya mutlu olmak için geldiğinizi sanıyorsunuz. Ne zaman bu mantığı kendi içinizde imha ederseniz o zaman yağız keskin bir huzurla tokalaşacak onunla tanışacaksınız. Tanıştığınız huzur da sizi fanilik bitene kadar huzursuz edecek kadar disiplinli, terbiye edicidir. 
        
         Senin, erkek arkadaşından seni aldattığı için ayrılman kadar somut bir acı görmedim ben çünkü gerçek duygular soyuttur. O kadar abartılıyor ki duygularınız artık gözle görülebilir halde, pazara götürüp satılabilecek gibi, ağırlığı, rengi, kokusu, hacmi var gibi davranıyorsunuz. Kendi içinizde yaşayın görmek istemiyoruz, ben ve binlerce kişi...

Mutlu olun ama sadece ilgili varlıklarda...
            


28 Mayıs 2018 Pazartesi

KARAKTER




    Burası ne güzel bir yer ki kokusu insanı günaha sokmakla kalmıyor ya kafasını ya da kafasının içindekini güzelleştiriyor insanın. Garip bir şeydir. Kafamın içindekinin güzelliği her ne kadar tartışılmaz olsa da otur karşıma tartışalım diyebileceğim bir kabadayıya sataşmak istiyorum en tenha en pis kokan sokağın ucundan sonuna kadar. 
Her neyse…
Senin bu klasını deviremeyeceğimi bildiğim için yarıda kesiyorum…
Haydi anlat bana en şuursuz gününü, diye mesaj atsan ekslerine evet dedikleri anı salisesine kadar suratına çarpar nefret ettikleri senle birlikte . Kaşın gözün yarılır, dizin kanar, burnun kırılır. Bilmiyorum belki kalbin kırılır ama en mantıksız olanıdır bu. Bütün suç senin demek zorundayım çünkü sen beğendiğin bedenlere hayal ettiğin ruhları koyup aşık olan bir oluşumsun.
                 Ne ben bunu yapıyorum sana nede seni düşünen düşüncesizler. Belki sana yaptığım tek bir şey var oda senin çizdiğin yolda senin çizgilerini silmek veya bu çizgilerin renklerini değiştirip, patentini almış gibi benimsemek. Daha büyük başka ne kötülük edebilirsin ki diyeceksin kendi yolumu çizebilirim ve seni benim yolumun çizgileriyle meşgul edebilirim mesela.  Olaya vakıf olmadan kayda değer bir mertebede gülümsüyorsun ve hiçbir zaman yolun sonunu bilmiyorsun. Nasıl ama? Sana soru sorduklarında benim adım atmamı bekliyorsun ve en büyük geri zekalıyı kendin olarak görüyorsun. Hayır çok fazla sorun etme çünkü en büyük aptallardan sadece bir tanesisin sen. Daha büyük geri zekalılar var ve onlar daha küçük insanların yolunda yolcular.
             Sevdiğimi sandığım insanların beni tanıdığı kadar onlardan nefret ettiğimi düşünüyorum. Her ne kadar istemesem de gün geçtikçe daha azalıyor sevgilerim. Sen kendini sevdirmeye çalış yeter ki ben senden daha da nefret ederim. Mesela tek başıma evde film izlerken seni o kadar çok seviyorum ki kalkıp yanına gelesim bile gelmiyor. Kusura bakmayın gençler erken kaçmam lazımı çok seviyorum ben oradan ayrılıp Arabama binip son ses 2000 pop şarkılar dinlemeyi de senden çok seviyorum çok takılma senide yazdığım yazıların bitmesi kadar seviyorum…
Nankörüz işte sevdiğin kadar sevmiyorum…

31 Mart 2018 Cumartesi

EN GÜÇLÜ


Güçlü olmak gülme eylemiyle endeksli bir varsayımdır diyebiliriz.
İşin ne kadar komikse o kadar kolaydır.
                   Güçlü olmak silahtan, paradan veya kuvvetten gelmez. Güç bence yalan söylemekten gelen bir zeka oyunudur. Büyük yalanlarla büyük dünyayı küçültebilirsiniz. İnsanların kalpten inandıklarının karşıtı olanları onlara kanıtlayacak kadar zekaya sahipseniz tabi. Eğer başarırsanız para, silah, kuvvet gelecektir zaten, yalanların açığa çıkma evresinde tamda. Bu saatten sonra açığa çıksa ne olabilir ki? Bir şekilde susarlar zaten. Güçlü olan susturmadan onlar kendi kendini sustururlar… Aptal olanlar susma mecburiyetinde kalırken, akıllı varlıklar da ortalıkda dolanan o esrarengiz güce dahil olmak zorunda hissederler kendilerini. Bunu nasıl yaptıkları hakkında tahmin yürütemiyorum çünkü onlar benim zekama pembe diyen siyah mat rüyalarımı kontrol eden dahiyane adamlar. Buda bir gerçek ki benim pembe dediğim onlar için gökkuşağı…
             Burada yaşıyorsan gülmek zorundasın. Gül ki kimse sana gülmesin. Sen istediğinde güldür ki onlar istediğinde gülmesin.
                Bunu çok iyi yaptığımı düşünüyorum. 1,2,3,4,5 tane de şahidim var diyebilirim. Kronik bir rahatsızlığım var ve selamlaşmak istemediklerimle ciddi anlamda göz göze bile gelmem. Kronik derken çözüm aradığım bir hastalık gibi görünmüyordur umarım. Ben bunu artılarım arasında görüyorum. Güçlü olmak konusu da buna dahil olan bir tevazudur, dolandırıcılığın yanı sıra.
              Belli bir yaş kavramı vardır mesela. Belli bir yaşa gelince yapılmayacak yada belli bir yaşa gelmeden yapılmayacaklar listesinin giriş cümlesi bu, başka hiçbir halt değil. Güçlü olmak birazda bu tezi çürütebilmek midir? Mesela on iki yaşında yönegebilmek gibi. Kırk sekiz yaşında aşık olup bunu paylaşabilmek gibi. Tepkilerin komik gelmesi gibi. Ne kadar komikse o kadar kolaydır da. Tıpkı işim gibi...
    Eski güzel günleri yaşıyoruz ileride hak vereceksiniz.
Güçlü kalın, güçlü yaşayın, güçlü görünün
Gülümseyin de…

22 Mart 2018 Perşembe

GEZİ YAZISI


Gezi yazısı yazmak istiyorum yaklaşık 6 senedir.
Belki yazısı tutacak kadar güzel biz geziye çıkmadım, Belkide evden hiç gezmeye diye çıkmadım.
Evet gezmeyi sevdiğimi idda ediyorum. Sanki kendi ülkem bitmiş sıra yurtdışındaymış gibi.
                     Bana otoyol mesafesi 370 km olan peri bacalarına bile gitmedim daha ama seviyorum. Safranbolu evlerine aşığım. Küçük dükkanlı, tek bir sokağın üzerine kurulu hediyelik eşya satan esnafın yerliliğine hayranım orada. Ben daha Safranbolu’yu görmedim ama Bolu’da 3 saat kadar kaldım. Hatay’dı sanırım 26 kişilik bir futbol takımıyla turnuvalardaydık. Dere, Şelale, köy kahvaltıları, sabah kokusu Birde düğün salonu vardı bu köprülü yeşil yerde, düğün salonunun merdiveninin kenarlarında su akıyordu. Misafirlerin ayaklarına sıçraya sıçraya…  Burada bulunmam gerektiğini düşündüm hep ama hiç görmedim orayı da. Çanakkale’nin insanlarına üniversite sebebiyle dahil oldum. Çok rahatsınız burada, denize sıfır bir öğrenci yurdunda kalıyorum. Hiç zorlanmadan Çanakkale’li oldum. Üniversiteyi beraber kazandığım arkadaşımla vakit geçiriyordum sürekli ta ki Ayça adında bir kızla tanışana kadar. Çok iyi bir kız, Çanakkale’nin gelişmiş kültürlerinden ziyade geleneklerine tırmanmak istediğimi söyleyince sağ kaşımın ortasına yumruk yedim abeylerinden. Aslında üniversiteyi de kendi memleketim olan Kahramanmaraş’ta okuyorum ben Çanakkale’de değil. Değişik Bir kültür arıyordum Kars’a gittim. Oradan da bir araba alıp geldim hemen, hiç durmadım. Hele sen hiç gördün mü Şanlıurfa’da ki poşu satan işportacıları. Ben hiç görmedim. İstanbul tarafiğine maruz kalıp hayallerime ulaşamamıştım 8 yaşındayken, onun da hiç kimseye bir zararı olmamıştı zaten. 17 Yaşındayken anıtkabire gittim. 25 dakika içersinde Ankara’yı terk etmek zorundaydık. Denizlide tavuk döner kadar lezzetli bir gün geçirmek istedim birden bire horozlandı iş arkadaşlarım, hemen geri dönmem istendi patronum tarafından. İzmir sahil yolunda tam bir şeyler içecekken kendi yolumun yorgunluğunu hatırladım ben.
                   Sistemin kölesi miyim? Modern kölelik bunla eşdeğer bir şey mi? yoksa çok mu kasılıyorum? Cevap veremeyecek kadar çok işim var.
   Görüşürüz…


21 Mart 2018 Çarşamba

GEREK VAR MI?


  Ayda iki kere sizi bir yerlerden bulup akıl veren arkadaşlarınız var mı?
Olmama ihtimaline karşı bir çuval para verebilirim...
              Güzel bir şeydir arkadaşlık, olmasalar hayattan aldığınız bir fiske zevki de alamazsınız belki de. Kendi isteğinizle günde minimum iki saat geçirdiklerinizden bahsediyorum tabi. Onların fikirleri inanılmaz önemlidir benim veya sizin için. Çünkü sizi dışarıdan en iyi analiz eden o kişi veya kişilerdir. Birde ayda bir buluştuklarınız değil denk geldikleriniz vardır. Bu türlerin iğrenç ötesi bir huyu var. Sürekli şunu yap, bunu yapma, bence aptalca bir tercih olur tarzında önerileri olur. Kardeşim bir dur bakalım. Bir bak etrafına ben nerdeyim, o kim, günde kaç kere isyan ediyor bu kararları alma yetkisine erişmek için, saatte kaç kere boyun eğiyor, büyük görünen insanlara. Ya da ben kimim? Hatta ben kimim ki diye düşün. Aptal insanlar öz güven parodisine aşıkken zeki insanlar içine kapanıp bir kavgaya dahil bulunurlar sürekli, yada ben böyle düşünüyorum. Her neredeysen gel ve seni bu konuda ikna edeyim diyemiyorum çünkü daha çok gencim ve kendi başımı ağrıtmak zorundayım.
Senin kadar güzel olsaydım  tövbe ederdim ya da senin kadar güçlü olsaydım, güzelliklerini yüzlerine vururdum…
               Apayrı bir mevzu vardır, olumsuz konuşursun tamamda biz tanışmıyoruz hiç, neyine benim bileklerimin inceliği. Sesini kesip bazı antrenmanlarını eksiksiz devam ettirmen sana da bana da yarar sağlayacaktır. Senin kilon kadar benim seçeneğim var ve yinede aynı yerde buluşturulduk. Senin şansın mı? benim bahtım mı? Acaba neyin delaleti. Tartışmasız çok pahalı gülüyorsunuz, bu benim hissemi alçalta dursun ben uzaklaştıkça kazanç sağlayayım. Yeter ki ortak olmayalım.
                Sen kimsin tarzında konuşmak istiyorum fakat sürekli siz kimsiniz oluyor. Çünkü tanışmıyoruz, Tanıştığımızla samimi değiliz, samimi olduklarımıza da saygı duyuyoruz. Şüphe duyanlardan daha kuşkulu davrandığımın farkında olanlarla yemek yerim sadece. Doymadan da kalkmam sofradan, zaten kaldırmaz bana eşlik eden arkadaşlar…
Bilmem kaç yıldır tanıdığın kendinden daha iyisini kimse bilmez.
Onlar sadece senin kazandıklarını bilirler, onları kazanırken kaybettiklerinden haberdar bile değillerdir. Bu kimsenin umurunda da değil zaten…
             

6 Mart 2018 Salı

HİÇBİR ŞEY




                             Bazen anlatırsın bazen anlarlar. Sen anlattın diye anlayacaklar mantığı yoktur ya da sen anlatmadın diye anlamayacaklar. Sen hiçbir şeysin, çünkü onlar her şeyler. İki mükemmel olmaz bence. Birisi mükemmelse, öteki iyidir. Sen hangisisin dediğim herkes senin gibi düşünüyor. Ben mükemmelim. Peki bu kadar mükemmelliğin yanı sıra dünya neden kirli bir yer olarak beyan ediliyor?  Çünkü sende bende mükemmel değiliz. ‘’Daha iyisini bulana kadar en iyisi bu’’ tezi vardır ya hah işte hiç birimiz en mükemmeliyle tokalaşmadık hiç. Bundan dolayıdır ki en mükemmelini ben olarak biliyoruz. İstisnalarımız vardır, onlarda biliyorsunuz ki toplumda yer kaplamayan kimyasal gaz gibi bir şey. Geri zekalı olduğuna ikna edebileceğiniz bir insan var mı? Geçtiğimiz günlerde instagramda görmüştüm; Bir tımarhaneye kapatılsanız doktorlara, yetkililere deli olmadığınızı nasıl kanıtlarsınız diye bir paylaşımdı. Uzun süre düşündüm ve tek bir cevap buldum. Sizin bir fikriniz var mı? Yaptığımız her şey delilikten başka bir şey değil, tek bir şey hariç. Namaz kılmak belki de bizi o tırmarhaneden kurtarır. Bu yazının ana fikri namaz kılın sıhhat bulun değil. Kimsenin Dini görüşünü şekillendiremem. Demek istediğim burada yaptığımız her şey delilik, oradaki hastalarla aynı şeyleri yapıyoruz aslında.
                      Bu dünya senin etrafında dönen bir gezegende değil. Sen ağa yada paşada değilsin olsan bile ortalama 1,75 boylarında, her yemekten sonra bir çay kaşığı egoyla güzelleşen, paranın her şey olmadığını söyleyip hayatının büyük bir kısmını onun için heba eden ve yine ortalamaya yakın 65 yaşlarında hayatının sonlanacağı bir canlısın. Bitkiler gibi…
                  Konu bu değildi aslında nasıl buraya geldi bilmiyorum. Çokta mühim değil sonuçta karalama defterlerinin de bir konusu olmaz. Yalnız büyük işlerin ilk sufleleri de karalama defterine yazılır. Gereksiz ve önemli bir yapıt diyebilirsiniz burası için, yada beni ne ilgilendirir ki…

1 Mart 2018 Perşembe

ZAMANIM YOK



                  -Kafamda o kadar çok şey var ki şuan başlasam yapmaya 418 yaşında tamamlarım.
                    Gariptir ki 3 ya da beş farklı eylemle devam ediyor hayatımız. Bazen birini bile tamamlayamadan güneş batıyor, umursamayıp devam ediyoruz, geç vakitte görev tamamlanıyor bu seferde yarınki işimize başlamak için çok geç kalmış oluyoruz. Bir nevi ben hayata yetişemiyorum çığlığı bu. İsyan değil yanlış anlaşılmasın. Sonuç da benim her telaşım, bilmem ne kulvarında senden üstün olma teminatımın onay mektubu gibi bir şey. Yapmak zorunda olduğum hiçbir şey yok şuan ama yapmak zorunda olacağım günler yakındır ki konuşmayı, bilgisayar kullanmayı, saçlarımı taramayı, tebessüm etmenin mecbur olduğunu bir an önce öğrenmeliyim. Umursamazlık seviyesi insanın şahsi prestijiyle endeksli olduğunu öğrendim mesela. Bundan sebep umursamadığım tek şey senin hayatın oldu veya sizin hayatınız. Benimle gezip tozup cafe,bar her gece takılmak  isteyen yüzlerce arkadaşım var ama maalesef be kardeşim vaktim yok...  Birinin beni sevip sevmemesi benim sadece bulunduğum ortamı değiştirir, başka hiçbir farkı olmaz hayatımın, bu sebeple bende senden nefret ediyorum dar görüşlü arkadaşım. Belki düşüncelerim bencillikle aynı mantığa dayanıyor. Buda pek problem değil, kimin ne kadar faydası oldu takdir edersiniz ki uzaktan bile görünüyor.
                    Kafamdakilerin aslında birçoğunu yaptım. Müzik yaptım uzun bir süre. Dershanede coğrafya hocam beni ikna edip bir resim galerisine üye yaptı. 2 yıl Akdeniz bölge ikincisi olduk futsalda birkaç farklı şehir gezdik bunun sayesinde ve bir şeyler karalayıp tanımadığım insanlarla paylaşıyorum şuan. Bunların hepsi kafamdakilerin bir kısmı.Özellikle müzik yaptığım dönemde birlerce kişi beni tanıyordu, saygı duyuyordu. Olgunlaşmış oldum biraz, bıraktım müziği, hiçbir yere varamayacağımı anlayıp. İnanın şuan o binlerce kişinin arasından bir kişi bile kalmadı. Çünkü benim işlerim var, rahat yaşayamıyorum onlar gibi, moruk diye hitap edemiyorum arkadaşlarıma çünkü yaşım geçti. Dershane hayatım bitti resim olayını orada kapattım, araştırın, isim yapmış ödüller almış hiç Türk ressam yok.E benimde ilk olmaya cesaretim yok. Futsal takımından, olmasa yemek yemediğim çok değerli arkadaşlarımla yaklaşık 4 yıldır hiç görüşmüyoruz,  sebebi büyüdüm, sorumluluklarım var…  Okunmasa bile bir şeyler karalayıp paylaşmaya devam ediyorum, çünkü buna yeni başladım büyük ihtimalle büyüdüm diyip bunu da bırakırım.
                 Buraya kadar yazdığım hiçbir şeyden şikayetçi değilim, böyle devam etmesini istiyorum. Dediğim gibi kafamdakilerin hepsini yapmaya kalksam 418 yaşında bitecek. O kadar da uzun bir hayatımız olmayacağı gibi kendi imkansız hayallerimi gerçekleştirmek yerine 8-5 çalışıp başkalarının hayallerini gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Büyük ihtimalle 100 insanın doksan dokuzu da de böyle düşünüyordur…
               

Nefret Ediyorum

       Hangi zerren ne eyliyor ise eylesin, masumiyeti alt edip selvi boyuma zarar vermeden Sende galiba büyüdün parantezlerin içine çilek ç...